Sevgili Eyüpsultan haber okurları,
İDRÎS-i BİTLİSÎ
İdris-i Bitlisî veya Bitlisli İdris (1452 -1520), Bitlisli Kürt beylerinden biri olan, devlet adamı, tarihçi ve edebiyatçı kimliği bulunan, çok yönlü bir bilim ve siyaset devlet adamıdır. Özellikle Yavuz Sultan Selim devrinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun, doğu siyasetinde önemli rol oynamıştır.

Heşt Bihişt adlı eseriyle tanınan müellif, münşî, şair, hattat ve siyaset adamıdır. İdrîs-i Bitlisî’nin babası Hüsameddin-i Bitlisî, Nurbahşiyye tarikatına mensup mutasavvıf, müfessir.
(Mutasavvıf: Tasavvuf yolunda mertebe kat etmiş kişi. Müfessir: Kur’ân-ı Kerim’i yorumlayan ve tefsir eden yüksek din âlimi.) İdrîs-i Bitlisî, Bitlis’te dünyaya geldi. 15.yüzyılın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. Bölgenin âlim ve şeyhlerinden olup, Diyarbekir’de Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın sarayında münşîlik (kılavuzluk) yapan, Akkoyunlu Devleti’nin merkezi Tebriz’e nakledilince oraya giden ve burada Abdurrahman-ı Câmî’nin ilmî toplantılarına katılan Hüsâmeddin Ali’nin oğludur. “Hakîmüddin” ve “Kemâleddin” (Kemâleddin: Dinde olgunluğa eren kişi) unvanlarıyla da anılan İdris, ilk eğitimini babasından aldı ve onunla birlikte gittiği Diyarbekir ve Tebriz’de aklî ve dinî ilimleri tahsil etti. Uzun Hasan’ın 1478’de ölümünden sonra yerine geçen Yâkub Bey zamanında Akkoyunlu sarayında münşîlik yaptı ve hükümdar çocuklarına lalalık hizmetinde bulundu. Bu arada Abdurrahman-ı Câmî, Kadı Seyfeddin Savucbulağı, Vezir Necmeddin Mesud, Molla Şehîdî ve Kadı Îsâ es-Sâvecî gibi âlimlerle tanıştı. Sultan Yâkub’un halefleri Rüstem ve Elvend beylerin sarayında da münşîlik görevini sürdürdü. Akkoyunlu Devleti’nin Safevî şeyhi İsmâil tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, Şah İsmâil’in Tebriz’e davetini reddedip Osmanlı Devleti’ne sığındı (1501).

II. Bayezid tarafından 1485’te Yâkub Bey adına yazdığı mektupla tanınan ve takdir edilen İdris, Osmanlı sarayında büyük itibar gördü ve kendisine yüksek maaş bağlandı. II. Bayezid’in emriyle Heşt Bihişt adlı Osmanlı tarihini yazmaya başladı ve eserini otuz ay içinde tamamlayıp, 1506’da padişaha sununca 50.000 akçe nakit verilerek ödüllendirildi.
Daha sonraki yıllarda da II. Bayezid’in in‘âm ve ihsanlarına mazhar olan İdris, Muhyî-yi Gülşenî’ye göre padişahın özel nişancısı idi. Bununla birlikte, başta Vezîriâzam Atik Ali Paşa olmak üzere, devrin idarecileriyle arası açık olduğundan, eserinin gerçek karşılığını göremediği zehâbına kapıldı.
Hac için istediği izni zamanında alamadı. Bu arada ciddi bir hastalık geçirdi ve ancak 1511 Temmuzunda hac yolculuğuna çıkabildi. Kahire’ye ulaşınca bir süre burada kaldı, Memlük Sultanı Kansu Gavri ve Mısır ulemâsı ile görüştü, İbrâhim Gülşenî’nin hizmetinde bulundu. Ardından Mekke’ye gidip, bir yıl kadar orada kaldı.
Mekke’den gönderdiği bir mektupta, yazdığı eserin karşılığını göremediğinden ve kendisine haksızlık edildiğinden bahsederek İstanbul’a dönmek istemediğini söylüyor ve ailesinin Hicaz’a gönderilmesini talep ediyordu. II. Bayezid’in ölümüne kadar orada kalan İdris, Yavuz Sultan Selim’in padişah olmasından sonra 1512 yılında İstanbul’a döndü.
Yavuz Sultan Selim’in hizmetinde onun şark politikasında danışmanlıkta bulunan İdris, 1514 yılında gerçekleştirilen İran seferine ve Çaldıran Savaşı’na katıldı. Zaferden sonra Dukakinzâde Ahmed Paşa kumandasındaki öncü kuvvetlerle Tebriz’e gitti; şehri teslim alan ve Osmanlı padişahını karşılayanlardan biri de kendisi oldu.
Bir süre Tebriz’de kalarak verdiği vaazlarla, halkı Osmanlı idaresine ısındırmaya çalıştı. Yavuz Sultan Selim'in İstanbul’a dönmesinin ardından maiyetindeki 10.000 yerli gönüllü askerle Safevî kuşatması altındaki Diyarbekir’i kurtarmaya gitti ve bu şehrin kurtarılmasında büyük hizmeti geçti. Hatta onun teşebbüsüyle geçici olarak Mardin de alındı.
Yavuz Sultan Selim’in emriyle bölgenin aşiret beyleriyle görüşerek Urmiye, İtâk, İmadiye, Cizre, Eğil, Bitlis, Hizan, Garzan, Palu, Siirt, Meyyâfârikīn (Silvan), Suran, Çemişkezek, Sasun, Çapakçur, Sincar, Çermik, Hızo, Zerik gibi bölgelerin savaşsız olarak Osmanlı yönetimine girmesinde önemli hizmeti görüldü. Joseph Von Hammer’in kaydına göre, İdris’e büyük güveni olan Yavuz Sultan Selim'in; ona, üzeri tuğralı boş kâğıtlar göndermiş ve bunların kendisi tarafından doldurularak aşiret beylerine gönderilmesini istemişti.
Bu hizmetlerine karşılık padişah tarafından 2000 filori altın (Flori: Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar, Osmanlı'da en çok kullanılan altın para), değerli kılıç ve kürklerle mükâfatlandırılan İdris, Yavuz’un Mısır seferi esnasında Halep’in ilhakını müteakip bu seferden dönüşünde Malatya, Urfa, Besni, Ergani, Harput, Divriği, Siverek ve kesin olarak Mardin ile öteki şehir ve kasabaların Osmanlı idaresine girmesini sağladı.
Mercidâbık ve Ridâniye savaşlarına katıldı. Mısır seferiyle ilgili olarak Mâverâünnehir hanlarına yazılan fetihnâmeleri kaleme aldığı gibi, Mısır’ın idaresinde de yardımcı oldu.
Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı Devleti topraklarına ilhakından sonra kurulan ve merkezi Diyarbekir olan Arap ve Acem kazaskerliği de ona verilmişti.

Mısır’da kaldığı süre içinde İbrâhim Gülşenî’nin hizmetinde bulunan İdrîs-i Bitlisî, bu arada Îsâ es-Sâvecî ile Necmeddin Mesud’un dualarını toplayarak şeyhe sundu. Ayrıca yazdığı 150 sayfalık şiire karşılık padişahın 500 filori altınla pek çok ihsanına nâil oldu.
Babası gibi tasavvufla da meşgul olan ve zamanındaki bütün sûfîlerin müridi olduğunu belirten İdris’in herhangi bir tarikat şeyhine bağlı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kaynaklarda güzel huylu, etkili konuşan, kalemi kuvvetli, dindar, bilgili, yardım sever ve özellikle siyasetin inceliklerini bilen bir kimse olarak nitelendirilir. Çeşitli devlet hizmetlerinde bulunmuş ve başdefterdarlığa kadar yükselmiş, Ebülfazl Mehmed Efendi adlı oğlundan başka “Emîrek” mahlaslı Mustafa Çelebi isimli başka bir oğlundan daha söz edilmektedir.
Tabii ilimlerle de meşgul olan İdris’in öğretici nitelikteki kaside ve mesnevilerinde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Senâî, Abdurrahman-ı Câmî ve Şebüsterî’nin tesirleri açıkça görülmektedir. Bununla birlikte şiirde pek başarılı olamamış, asıl şöhretini nesir alanında yapmıştır. Bunun en güzel örnekleri, eserleriyle birlikte bir münşî olarak kaleme aldığı mektuplardır.
İdris özellikle ta‘lik, nesih, sülüs ve divanî hatlarda üstattı. Münşeât’ındaki mektupları ve Koca Mustafa Paşa Camii’nin kapı kitâbesi bunu ispat etmektedir.
İdris, ömrünün son yıllarını İstanbul’da ilmî çalışmalar yaparak geçirdi. Bu arada Kanûnî Sultan Süleyman’a şark seferi hususunda tavsiyelerde bulundu. 1520 yılı sonlarında altmış beş-yetmiş yaşlarında iken vefât etti.

Mezarı, Eyüpsultan- Gümüşsuyu yolundan, kendi adı ile anılan İdris Köşkü Caddesi’ne dönülen köşede, Kerimağa Sokağı girişinde, soldadır. İdris’in bölgede ayakta kalmayı başarabilmiş bir sıbyan mektebi, çeşmesi ile eşi Zeynep Hanımın yaptırdığı bir mescit bulunmaktadır. Mezarı, mescidin bahçesindedir.

Selam ve dua ile…
Meral Y. Gemici
Kaynak: DTV İslam ve Tarih Ansiklopedisi














