Hızlı Şifa Çağında Yavaş Dönüşüm/ Eleştirel bir bakış
Son yıllarda, belki de Covid sonrasında sıklıkla gördüğümüz, tükettiğimiz şeylerden biri haline geldi psikoloji. Ekranlarda, telefonlarda, televizyon dizilerinde, kitaplarda artık sıklıkla terapi seanslarına, bireysel iyileşmenin önemine, travmatik yaşantılara yer veriliyor. Pek çok psikolog artık içerik üretiyor, kimi önleyici ruh sağlığına katkıda bulunmaya, kimi popüler gündeme psikolojik bir perspektiften bakmaya çalışıyor.
Ama ortak bir şey varsa artık bu da Psikolojinin daha sık konuşulduğu ve aynı zamanda daha çok tüketildiği.
Tüketilmek diyorum çünkü içerikler, diğer videolarda olduğu gibi genelde insanların tüketmeyi alıştığı uzunlukta (bir ya da bir buçuk dakika), konuları ilgi çekebilmek için daha çarpıcı seçilen ve insanların hassasiyetlerini kullanan türden üretilmeye daha meyilli. Buda psikolojinin birkaç hap bilgiyle çözülebilir, sorunlara yüzeysel bir yerden yaklaşarak anlaşılabileceği gibi bir hava yaratıyor.
Oysaki arka planda yıllarca yapılan çalışmaların bir sonucu olarak yürütülen seanslar, bireysel süreçler var ve hepsi de bir insanın hikayesinin parçası.
Peki tüm bu tüketime rağmen yapılanlar kötü mü diye sorarsanız, hayır bence değil. Hatta büyük bir çoğunluğu insanların farklı farklı konularda bilgi sahibi olmasına en azından temel ve güncel bilgilere ulaşmasına zemin hazırlıyor. Belki bu içerikler sayesinde daha fazla kişi merak etmeye, araştırmaya ve kendini keşfetmeye başlıyor. Ama biliyoruz ki her olayın iki yüzü var.
Bazı içerikler var ki, hiçbir hassasiyet gözetmeksizin yalnızca insanların ilgisini çekebilmek adına acıyı kullanıyor ve genel geçer yargılarda bulunuyor.
Eğer böyleyse kesin bu hastalığa sahipsiniz, bu 5 şey sizde varsa karşınızdaki böyle olabilir gibi söylemlerle insanları kategorize ediyor. Derinleşmesi gereken perspektifi daha da sığlaştıran bu içerikler yüzünden insanlar dillerinde sürekli psikolojiyi kullanıyor ama üzerine düşünmüyor, değiştirmesi gereken şeylere odaklanmak yerine hızlı çözümler arıyor. Ve bu hızlı çözüm arayışı onları bilimsellikten uzaklaştırarak, enerjicilere, koçlara, hocalara, şifacılara yönlendiriyor.
Başlangıçtaki amaç her ne kadar günlük hayata psikolojiyi entegre etmek olsa da sonuçta insanlar derinlemesine bir çalışmadansa hızlıca sonuç bulabileceklerine inandırıldıkları bu şifacılara koşuyor.
Bilimsel olarak, insanın kendi içinde bir dönüşüm sağlamasının, özüne dönmek, göremediğini görmek ve derinleşmekten geçtiğini biliyoruz. Tüm bunları yapmadan bir insanın sadece enerjiyle, okunmuş suyla edineceği iyilik halinin kalıcı olmadığını da biliyoruz. Üzgünüm ama bu işin kısayolu olmadığını kabul etmek zorundayız.
Yaşadığımız her ne olursa olsun, kendimiz için ayağa kalkmak ve devam etmek bizim çabamızdan geçiyor.
Bazı günler bu çabayı gösterecek gücü kendinizde bulamadığınızda, hiçbir şeyin değiştirilemez olduğu inancına kapılıp daha fazla dayanamadığınız ve devam edemediğinize inandığınızda kendinize devam etmek için tek ve en temel sebebin yine kendi varlığınız olduğunu hatırlatmalısınız. Kolay olduğu için değil, gerçek bu olduğu için söylüyorum. İnsanın şifası yine kendi özündedir.
Araya koyduğunuz aracılar buna ancak yardımcı olabilir ve sizi buna yönlendirmelidir. Buna yönlendirmeyen her türlü aracı, adı her ne olursa olsun, kendisini sizin kurtarıcınız rolüne sokmaya, şifa vereninde kendisi olduğuna sizi inandırmaya çalışmaktadır.
Hikayenin iki yüzü olduğunu söylemiştim. Diğer yüzündeyse tüm bu söylediklerimin aksine, insanların bilgilerine temel sunan bir yaklaşım var. Ve bu yaklaşım sayesinde pek çok genç eski nesillerden daha geniş bir perspektif ve farkındalık edinerek gelişiyorlar. Yaşça daha büyük kimselerse, bugüne kadar yaptıkları hataları fark edebilme ve bu doğrultuda bir şeyleri değiştirebilme fırsatı yakalıyorlar.
Öyleyse, nasıl kullanacağımız tamamen bizim elimizde olan bu tarz içeriklere maruz kalırken nasıl bir izleyici/dinleyici olmalıyız?
FARKINDALIKLI. Eğer farkında olarak ve eleştirel bir bakış açısıyla içerikleri inceler, merak eder araştırır ve aldığımız bilgiyi doğrudan kullanmak yerine kendi filtremizden geçirebilirsek işte o zaman kendimiz için iyi olana ulaşabiliriz.
Hepimizin daha farkındalıklı olması umuduyla,
Sevgiler,
Psk. Hale Nur ÖZDEN














