EĞİTİM YÖNETİCİ EĞİTİMLERİNDE SAHADAN GELEN ORTAK TALEPLER
Her fırsatta eğitimde kaliteyi artırmaktan, teknolojinin nimetlerinden yararlanmaktan ve liyakat odaklı yönetim modellerinden bahsediyoruz. Yeniden yönetici olarak atanacak eğitim yöneticilerine yönelik düzenlenen eğitim programlarıyla ilgili paylaşılan tebessümlü fotoğraflar elbette kıymetlidir ve verilen emeği yansıtır. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Sahadaki gerçekler, bu memnuniyet tablosunun herkes için geçerli olmadığını ve sistemin acilen revize edilmesi gereken tıkanıklıkları olduğunu net bir şekilde gösteriyor.
Bugün eğitim yöneticilerinin masa başında hazırlanan planlamalar karşısında yaşadığı lojistik, mali ve zamansal zorluklar, artık göz ardı edilemeyecek bir boyuta ulaşmıştır. Sahadan yükselen ses ortak bir çığlığa dönüşmüşken, bu taleplere kulak tıkamak eğitim yönetimine fayda sağlamaz.
Gelin, sahanın haklı ve ortak taleplerini masaya yatıralım.
İlk ve en büyük talep; planlama ve ulaşımdaki koordinasyon eksikliğinin giderilmesidir. Özellikle İstanbul gibi yaklaşık 3000 okulu bünyesinde barındıran devasa bir şehirde, Avrupa ve Anadolu yakasındaki yöneticileri tek bir merkezde toplamak başlı başına ciddi bir planlama sorunudur. Bunun yanında Anadolu’nun farklı illerinde görev yapan eğitim yöneticilerinin kilometrelerce uzaklıktaki merkezlere çağrılması; zaman, maliyet ve aile düzeni açısından büyük mağduriyetler oluşturmaktadır. Üstelik bu eğitimlerin dört hafta sonuna yayılması ve bayram tatili sürecindeki dokuz günlük idari izin döneminin dahi dikkate alınmaması, uygulamanın sahadan ne kadar uzak planlandığını göstermektedir.
İşte tam bu noktada sahanın ikinci ortak talebi devreye giriyor: Teknolojik alternatifler ve uzaktan eğitim modeli. Bugün dünyanın birçok ülkesinde eğitim yöneticilerine yönelik hizmet içi eğitimler hibrit ya da tamamen uzaktan eğitim modeliyle yürütülmektedir. Teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde, yüz yüze yapılması zorunlu olmayan içeriklerin çevrim içi ortamda planlanması hem kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlar hem de yöneticilerin görev yaptıkları bölgelerden kopmadan eğitim almalarına imkân tanır. Neden eldeki bu devasa dijital altyapıyı yöneticilerimizin hayatını kolaylaştırmak için kullanmıyoruz?
Üçüncü ve teknik talep ise sistemdeki esneklik ve kariyer planlamasıdır. Yönetici eğitim programına katılım için “mutlaka dört yılını doldurmuş olmak” şartı da yeniden değerlendirilmelidir. Eğer böyle bir kriter uygulanacaksa, adaylar kendi kariyer planlamalarını buna göre yapabilmeli ve eğitim süreçlerinden önceden faydalanabilmelidir. Sertifika geçerlilik süresi ise görevlendirmenin yapıldığı tarihten itibaren başlatılarak yine dört yıl geçerli sayılabilir. Böylece hem sistem daha esnek hale gelir hem de eğitimler ihtiyaç odaklı planlanmış olur.
Sözün özü; eğitim yönetimi, yalnızca bir mevzuat uygulaması değil; insanı, zamanı ve sahadaki gerçekleri doğru okuyabilme sanatıdır.
Bu nedenle eğitim yöneticilerine yönelik planlamalarda merkezi bakış açısının yanında yerel şartların, ulaşım imkanlarının, aile düzeninin ve teknolojik alternatiflerin mutlaka dikkate alınması gerekmektedir. Sahadan gelen bu haklı ve ortak talepler, sistemi sabote etmek için değil, aksine daha işlevsel hale getirmek için dile getiriliyor. Bakanlığın ve karar vericilerin bu sese kulak vermesi, eğitimdeki başarı çıtamızı çok daha yukarıya taşıyacaktır.














