Sevgili Eyüpsultan Haber okurları...
Zalim mi? Âlim mi?
Zal Mahmud Paşa Camii...
Eyüpsultan'da 1970 yılların sonlarında, barakalar sokağında motor tamir atölyemiz vardı. Atölyenin her bir tarafı derme çatma idi. Fakat karşı duvarımız, taş bir yapıttı.
Duvarda çakılı çivilerde, tamir ederken kullandığımız anahtar takımları asılı olurdu. Bu tamirhânede, kendimi bildim bileli babama ve anneme yardım eder, ellerimi yıkayıp, çıkmayan tırnak aralarına giren motor yağı ile okula gider, okul çıkışı tekrar geri döndüğümde işe devam ederdim.
Takımları astığımız duvarın asıl sahibi, Cafer Paşa Medresesi mezarlarının bulunduğu alanın duvarıydı.
Arada bir Kızıl Mescid Camii’nin çeşme suyunu kullanırdık. İzin vermediklerinde ise Akarçeşme yolundaki, kapısında koca bir kilit bulunan camiye gider, arka bahçesinden atlaya hoplaya kaçak girer, parmak kalınlığındaki akan suyun altına kova koyar, ablamla beklerdik.
Oradaki cami hep kapalı olurdu. Kimse gelip, o koca kilidi açmazdı. Eve dönerken hep göz ucu ile bakardık, bir gün açılma ümidi vardı içimizde.
O cami için bize anlatılan hikâye ise, "caminin hocası burada öldürülmüş ve rûhu, burada camiye gelen cemaate musallat olurmuş. Bu yüzden de devlet burayı kapatmış.” derlerdi.
Bahsettiğim cami, Zal Mahmud Paşa Camii’dir. Cami daha sonraki sürede ibadete açılmıştır.
Benim caminin ibadete açılmış hâlini görmem ise 2005 yılında oldu. Artık caminin bahçesi, külliyesi ve her iki kapısı da açılmıştı. Şimdiki hâli de muazzamdır. Emeği geçen herkese teşekkürler.
Zal Mahmut Paşa, Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da 1521 yılında doğmuş ve devşirme olarak sarayda yetişmiştir. Sancakbeyi, beylerbeyi ve vezirlik görevlerinde bulunmuş Osmanlı devlet adamıdır. 1577 yılında vefat etmiştir.
Akıl almaz hikâyesi olan Zal Mahmud Paşa Camii ve külliyesi, tarihe kazılmış bir olayın başyapıtıdır.
Zal Mahmud Paşa'nın 1553 yılında boğdurulan Şehzade Mustafa'nın katledildiğinden ötürü kamuoyunda duyulan derin üzüntü, bir dönem halkın özellikle bu camiye gitmemesine sebep olmuştur. Şehzade Mustafa'nın ölümünde rol aldığı Zal Mahmud Paşa’nın, Kırmızı Baltalılar’a verdiği talimatı yerine getirtmesi, tarihte bir sayfa daha yazdırmıştır.
Mimar Sinan'ın muazzam eseri olan Zal Mahmud Paşa Camii Ve Külliyesi Eyüpsultan ilçesinde bulunan külliye Sultan III. Murad devri 1574-1595 ve zirlerinden Zal Mahmud Paşa ile II. Selim’in kızı olan hanımı Şah Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır.

Külliye; bugün cami, iki medrese, türbe ve çeşmeden oluşmaktadır. Türbenin etrafında, sonraki dönemlerde yapılan definlerle küçük bir hazîre teşekkül etmiştir.
Eğimli bir arazide yer alan külliyede cami ile medreselerden biri üst kotta, türbe ile diğer medrese ve çeşme alt kotta inşa edilmiştir. Vakfiye kayıtlarında, kıble tarafında altmış üç oda ve beş dükkândan meydana gelen bir yapıdan bahsedilirse de, işlevinin ne olduğu tespit edilemeyen bu bina, günümüze intikal etmemiştir.
Medresenin bânisi olan Şah Sultan’ın 1569 yılında düzenlediği vakfiye, külliyenin başlangıçta medrese, türbe ve çeşme şeklinde planlandığına işaret etmektedir. Külliye programına caminin eklenmesi, onun Zal Mahmud Paşa ile 1574 evlenmesinden sonra gerçekleşmiş olmalıdır. 23 Ekim 1577 tarihli vakfiye, bâniler tarafından ortaklaşa düzenlenmiş olup, yapım işi için para ayrıldığına göre binaların inşasının bu tarihte devam ettiği anlaşılmaktadır.
Cami inşasının 1580 tamamlandığı, medreselerin yapımının ise 1582 yılına kadar sürdüğü düşünülmektedir. Külliyenin duvarı üzerindeki çeşmede yalnızca Şah Sultan’ın adının geçmesi, binaların inşasından sonra, avlu duvarının tamamlanması esnasında çeşmenin konulmuş olabileceğini akla getirmektedir.
Sultan II. Mahmud zamanında harap durumda olan külliye, sultanın emriyle 1825’te tamirata alınmış, bu esnada hünkâr mahfili için bir helâ yaptırılmıştır.
1894 yılındaki deprem, külliyede büyük tahribata yol açtığı gibi caminin minaresi ve batı yönündeki tonozları da yıkılmıştır. 1955’te onarımına başlanan külliye, 1963 yılında yeniden ibadete açılmıştır. Günümüzde de külliye binaları, esaslı bir onarıma tâbi tutulmaktadır.

Plan ve tasarımı ile ilgi çekici ayrıntılar barındıran cami, Mimar Sinan’ın önemli denemelerinden biridir. Kare planı ile cami konstrüksiyon açısından son derece mütevazı bir yapıdır. Mihrap duvarına yaslanan merkezî kubbeyi üç yönden kuşatan galerilerle, Ortaçağ mimarlığının mihrap önü kubbeli tasarımından esinlenilmiş izlenimi verir.
Öte yandan burada farklı şekilde kubbe eteğine kadar yükseltilen galeriler, caminin dış görünüşünü erken dönem Osmanlı binalarına yaklaştırır. Piramidal kurgulu alt yapılar üzerinde yükselen merkezî kubbe fikrini doruğa ulaştıran Sinan için bu uygulama, bir geriye dönüş gibidir. Bu sebeple bazı araştırmacılar, yapının Sinan’ın çıraklarından birine ait olması ihtimali üzerinde durmaktadır.
Ancak Sinan’ın tasarımlarında çevre faktörlerini göz önüne aldığı düşünüldüğünde yapının ona aidiyeti ihtimali kuvvetlenmektedir. Sinan’ın böyle bir mimari kurguya yönelmesindeki etken, caminin bulunduğu konumla ilgili olmalıdır.
Eyüpsulta'nın girişinde ve Haliç’in kıyısında yer alan bir yamaç kenarında, muhtemelen etrafı konaklarla çevrili bir arazi üzerinde, daha ilk bakışta dikkati çekebilmesi için caminin kübik bir kitle halinde düzenlenmesi tercih edilmiştir.
Kareye yakın dikdörtgen planlı olan caminin kubbesi mihrap tarafında duvara gizlenmiş payandalarla, diğer tarafta ise yuvarlak fil ayaklara basan askı kemerlerle taşınmaktadır. Pandantifli (bir kubbenin, kare planlı yapının üzerine oturmasını sağlayan bir mimari geçiş elemanı) kubbenin geniş kasnağı pencerelerle teşkilâtlandırılmış, ayrıca dışta küçük payandalarla desteklenmiştir.
Kemerlerin altlarına yerleştirilen dörder sütun ise mahfillere dayanak teşkil etmekle birlikte, mekân bütünlüğünü olumsuz etkilemektedir. Mahfiller alt ve üst katlarda düz tavan ve tonozlarla örtülüdür.
Yapının zarif mermer mihrabı gömme sütunlar ve niş tepesinde skalaktitlerle değerlendirilmiş, mihrabın çevresi, devrine ait İznik çinileriyle kuşatılmıştır. Her ne kadar bitirilmeden bırakılmış izlenimi verse de, çinilerin desen ve teknik kalitesi üst düzeydedir.
Minberinin itinalı taş işçiliği Evliya Çelebi’nin övgüsünün yerinde olduğunu göstermektedir. Mukarnas (İslam sanatında mimari yapılarda görülen geometrik bir bezeme çeşidi) dolgulu cümle kapısının kanatları da ahşap işçiliğiyle döneminin değerli örnekleri arasında yer alır.
Halen duvarları süsleyen kalem işleri 1955 senesindeki restorasyonda klasik örneklere göre düzenlenmiştir. Caminin önünde bulunan beş birimli son cemaat mahalli, ortak avlulu örneklerin aksine medrese ile birleştirilmemiştir.
Cami ve medreselerin taş-tuğla almaşık örgülü duvarları cephedeki hareketliliği arttırmış, pencereler de bunu desteklemiştir. Alt katta yayvan sivri kemerli pencerelerle oluşturulan düzen, üst katlarda sıklaşarak daralmıştır.
Özellikle yan cephelere çok sayıda pencere açılmış, böylece daha aydınlık bir iç mekân elde edilmiştir. Vakfiye kayıtlarından, cami bodrumundaki beş odanın görevlilere tahsis edildiği anlaşılmaktadır.
Tipolojik açıdan ayrı medreseler gibi görünmekle birlikte, vakıf kayıtlarına göre tek olarak planlandıkları anlaşılan medreseler, ayrı inşa süreçlerine işaret etmektedir. Kanaatimizce inşası daha önce planlanan, alt kotta türbe ile aynı avluyu paylaşan medrese “L” şeklinde düzenlenmiştir.
On beş birimli medresede dershanenin bulunduğu Defterdar Caddesi tarafındaki kolun düzeni, caddenin eksenine göre kaydırmalı odalarla şekillendirilmiştir.
Üst kotta cami ile aynı avluya sahip medrese on dört birimlidir. Dershane eksenden kenara çekilmiş, cadde tarafındaki kolu dış sınıra paralel şekillenmiş, aynalı tonozlarla örtülü olan bu kısımdaki odaların önünde şadırvanı avlunun merkezine yerleştirebilmek için revak kullanılmamıştır.
Alt medrese avlusunun ortasına yerleştirilen türbe, sekizgen plan üzerinde yükselen sekizgen gövdeli bir yapı olup, çifte kubbe ile örtülüdür.
Ancak iç mekân, kubbeyi taşıyan dört payanda ile eyvanlı plana dönüştürülüp, kubbe ile duvarlar arasında kalan sığ ve geniş eyvanlar da aynalı tonozlarla örtülerek, etkileyici bir mekân elde edilmiştir.

Yapının girişi önünde üç birimli bir sakıf (camilerde son cemaat yerinin dışında ek bir bölüm) vardır. Türbede Zal Mahmud Paşa ile beraber, aynı gün içinde vefat ettiği rivayet edilen eşi Şah Sultan’ın ahşap sandukaları yeralmaktadır.
Üçüncü sandukanın kime ait olduğu bilinmemektedir. Külliyenin son yapısını teşkil ettiği anlaşılan ve kesme taştan inşa edilen çeşme, geniş hazneli, klasik düzende sivri kemerli nişlidir (niş: duvar içinde bırakılan oyuklar).
Ayna kısmı ile iki yanına tas yuvaları yerleştirilmiş basit musluk aynasından meydana gelir. Kemer üzerindeki mermer kitâbede 1590 tarihi okunmakta olup, bânisinin vefatından sonra yaptırıldığına işaret etmektedir.
Ancak bazı araştırmacılar, kitâbenin eski bir fotoğrafına aldanarak, ortadaki 9 rakamının aslında 5 olduğunu söyleyerek, çeşmeyi 1551 yılına tarihlendirmektedir.
Selam ve dua ile...
Meral Y. Gemici
Kaynak; DTV İslam ve Tarih Ansiklopedisi










Güzel semtimiz Eyüp Sultan'da bulunan bir camii ve tarihi hakkında yazdığınız bu güzel yazıdan dolayı ve aydınlatmalarınız için çok teşekkür ederiz hocam. Elinize emeginize saglık ????
Başlık Çok sürükleyici, baştaki Öykü de,eskiye dair. Evet ilgiyle okuduk