Sebepsiz Bir Ağırlık: "Bugün Canım Sıkkın"
Bazı sabahlar vardır; güneş her zamankinden daha parlak doğsa da, kahvenin kokusu odayı her zamanki gibi sarsa da içimizde bir yerlerde tarif edilemeyen bir ağırlık hissediriz. Ne büyük bir felaket olmuştur ne de somut bir aksilik. Sadece o cümle dökülür dudaklarımızdan: "Bugün canım sıkkın."
Modern dünya bizden her an üretken, her an neşeli ve her an "yolunda" olmamızı bekliyor. Sosyal medya akışları mutluluk pozlarıyla dolup taşarken, insanın durup dururken gelen o melankoliye yer açması neredeyse yasaklanmış gibi. Oysa can sıkıntısı, ruhun bir nevi "mola verme" talebidir.
Neden Kaçıyoruz?
Sıkıntıdan kaçmak için telefonlarımıza sarılıyor, sonsuz bir gürültüyle zihnimizi susturmaya çalışıyoruz. Ama belki de bu hissi bir düşman gibi değil, kapımızı çalan eski bir dost gibi karşılamalıyız. Belki de o an, sadece durup hiçbir şey yapmamaya, hatta biraz "gri" hissetmeye ihtiyacımız vardır.
Ruhun Mevsimleri
Doğada her gün bahar olmadığı gibi, insan ruhunda da her an çiçekler açmaz. Kışın soğuğu nasıl toprağı dinlendiriyorsa, can sıkıntısı da zihni öyle demlendirir. Bugün kendinize şu izni verin:
- Mükemmel olmak zorunda değilsiniz.
- Her soruya cevabınız olmak zorunda değil.
- Sadece "canı sıkkın" biri olma hakkınız var.
Unutmayın; en güzel şiirler, en derin besteler ve en kalıcı fikirler genellikle o "can sıkıcı" sessizliklerin içinden doğmuştur. Bugün o ağırlığı sırtınızda taşımak yerine, yanınıza alıp biraz yürüyün. Bakalım size ne anlatmak istiyor?










