YÂVEDÛD CAMİİ 'Yâvedûd Sultan'
Esmaül Hüsnâ'da yer aldığı bilinen Yâ Vedüd ismi, 'Allah'ın en çok seven ve en çok sevilmeye lâyık olan olduğu' şeklinde ifâde edilir.
YÂVEDÛD CAMİİ
"Yâvedûd Sultan"
Merhabalar Eyüpsultan Haber okurları…
Esmaül Hüsnâ'da yer aldığı bilinen Yâ Vedüd ismi, “Allah'ın en çok seven ve en çok sevilmeye lâyık olan olduğu” şeklinde ifâde edilir.
1980'li yıllarda Balat semtinde oturduğumuz dönemde, Eyüpsultan'da okuluma devam ediyordum. Haliç Köprüsü’nün altında olup, sonradan yanan fabrikanın karşısında, benim kadar küçük sandığım ama tarihi büyük Yâvedüd Camii’inin önünden yürüyerek geçerdim. Bir gün, caminin yanında rastladığım bir büyüğüm, caminin yanından geçerken, "Selâmünaleyküm" deyip selâm vermemi, sonra "Aleykümsâlam" deyip, verdiğim selâmımı alamı istedi. Uzun yıllar sonra Eyüpsultan külliye ve cami tarihini okumaya başladığımda, sevgili büyüğümün bana ne demek istediğini anlamıştım. Bu sebepten dolayı olsa ki, caminin taş basık kemerli kapısında yazan "Selamünaleyküm" kitabesi bulunmaktadır.
Şeyh Abdülvedüd Efendi kimdir? Yavedüd Camii mimarisine kimler yardım etti?
Buhara’dan gelerek, bir derviş kâfilesinin başkanlığında İstanbul’un fethine katılan, bazı menkıbelerinden ötürü halk arasında “Yâvedûd Sultan” lâkabı ile tanınan Şeyh Abdülvedûd Efendi (1456) tarafından tesis edilmiştir. IV. Mehmed’in kızı Hatice Sultan (1711), ikâmet ettiği Ayvansaray’daki sahil sarayın karşısında bulunan sahâbeden Muhammed El-Ensârî’nin türbesini yaptırırken, Yâvedûd Tekkesi’nin (Abdülvedûd Mescidi) mescid-tevhidhânesini de yenilemiştir.
Bu ikinci yapının tasarımcısı, muhtemelen Hassa baş mimarı Bekir Ağa’dır. Hatice Sultan 1738-1739’da mescid-tevhidhâneyi bir minber ilâvesiyle camiye dönüştürmüş, tekkenin vakıflarını genişletmiş, bu sebeple yapı Sultan Camii adıyla da anılmıştır. Cami-tevhidhânenin zemin katı ve minaresi dışında kalan kısımları 1804’te ahşap olarak yenilenmiş, Şeyh Abdülvedûd’un türbesi de 1876’da Pertevniyal Vâlide Sultan tarafından, son şekliyle ihyâ edilmiştir.
Bu arada, 1885-1890 yılları arasında cami-tevhidhâne ve türbe dışında kalan bölümlerin ortadan kalktığı, tekke olma vasfını kaybeden kuruluşun cami tevhidhânesinin, cami olarak kullanılmaya başlandığı anlaşılmaktadır. II. Abdülhamid’in hazinedarlarından Şemsicemal Usta 1906’da buraya bir çeşme ilâve etmiştir. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında birtakım tamirler geçirerek Cumhuriyet devrine ulaşan yapı, zamanla harap olmuş, 1965 dolaylarında bir yangın sonucu kâgir zemin katı ve minaresi dışında kalan bölümleri yanmış, yangının ardından eski orijinal hâline oldukça uygun biçimde, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılmıştır.
1972’de Haliç Köprüsü’nün ve çevre yollarının inşaatı sırasında, bâninin türbesi bulunduğu yerden sökülerek, biraz daha kuzeyde aynen inşa edilmiştir.
Cami-tevhidhâne 8,75 × 8,00 m. boyutlarındadır. 1711 tarihli zemin kat duvarları, ayrıca minarenin kaide ve pabuç kısımları iki sıra tuğla ve bir sıra kesme küfeki taşından (Küfeki taşı; deniz kabuklarının, çoğunlukla da küçük istiridye kabuklarının oluşturduğu bir istiridye kalkeridir.) oluşan almaşık örgüye sahiptir. Cümle kapısının ve pencerelerin söveleri de kesme küfekidendir. Birinci ve ikinci katların duvarları ise ahşap iskeletli olup içeriden bağdâdî sıva, dışarıdan ahşap kaplama ile kaplanmıştır.
Kırma çatısı Marsilya tipi kiremitle örtülüdür. Yâvedûd caddesine açılan, 1972’de caddenin kotu yükseltildiğinden çukurda kalmış olan kapının basık kemer şeklindeki üst sövesinde 5 Cemâziyelâhir 1219 (11 Eylül 1804) tarihli tekkenin yenilendiğini belgeleyen sülüsle yazılmış kitâbe yer almaktadır. (5 Cemâziyelâhir: Yılın 5. ayı)
11 Eylül 1804 tarihli, tekkenin yenilendiğini belgeleyen sülüsle yazılmış kitâbe yer almaktadır. Cümle kapısından, ufak bir tepe penceresinden ışık alan yamuk planlı taşlığa girilir. Taşlığın güneyinde harimin altına gelen, 8,15 × 7,15 m. boyutlarında bir mekân yer almaktadır. İçinde yalnız birinde 1686 tarihli bir şâhidenin bulunduğu, dört adet kabri barındıran bu bölümün başlangıçta dervişlerin ikametine ya da yemek yemelerine tahsis edildiği, sonraları da türbe olarak kullanıldığı tahmin edilebilir.
Bu mekânın batı duvarında; dışarıdan küfeki söveler, demir parmaklıklar ve tuğladan sivri hafifletme kemerleriyle donatılmış üç adet pencere mevcuttur.
Giriş taşlığının doğu duvarına yaslanarak birinci kata çıkan üç kollu ahşap merdiven, zemin kattaki taşlığın üstüne gelen bir sofaya geçit vermektedir. Bir nevi son cemaat yeri niteliğindeki bu sofanın, batıya ve kuzeye açılan iki penceresi vardır. Güney duvarının ortasında harimin kapısı, bunun yanlarında yine bu bölüme açılan birer büyük pencere bulunur.
Bu sofanın kuzeydoğu köşesinde iki kollu ahşap merdiven ikinci katı teşkil eden kadınlar mahfiline çıkmaktadır. Cami-tevhidhânenin harimi içeriden 8,50 × 8,25 m. boyutlarında kareye yakın bir alana sahiptir. Ortada kapıyı ve yanlarda birer büyük pencereyi barındıran kuzey duvarının doğu ucunda bir yüklük görülmektedir.
Burası âyinlerde kullanılan çeşitli tarikat eşyasının muhafazası için düzenlenmiş olmalıdır. Yine kuzey duvarı boyunca girişin sağında ve solunda 1,50 m. derinliğinde mahfiller uzanmaktadır.
Cami-tevhidhâneyi batı duvarında beş, güney ve doğu duvarlarında birer adet olmak üzere toplam yedi adet dikdörtgen pencere aydınlatmaktadır. Batı ve güney duvarındakilerin üstünde ayrıca, ahşap mimaride benzerine az rastlanan ve ilk bakışta gemi lumbozlarını andıran tepe pencereleri yer alır.
Güney duvarının ortasında yarım daire kemerli kavsarasıyla, sade görünümlü mihrap bulunur. Gerek bu mihrap, gerekse minberle güneydoğu köşesindeki vaaz kürsüsünün asılları son yangında yok olmuş, yerlerine sanat değeri taşımayan yenileri konulmuştur. Yapının kuzeybatı köşesindeki minarenin kaidesi kare planlıdır. Üçgen yüzeylerden meydana gelen pabuç kısmının üst kesiminde sağır kaş kemercikler sıralanmakta, bunların da üstünde kabartma olarak yazılmış küçük kitâbe kartuşları yer almaktadır. Daire kesitli gövde basit bir şerefe ve yine daire kesitli bir petekle devam eden minare kurşun kaplı konik bir külâhla son bulur.
Kare planlı (6,00 × 6,00 m.) türbenin duvarları kesme küfeki taşıyla örülmüş, üstü kırma çatı ile örtülmüştür. Yâvedûd caddesine bakan doğu cephesinde üç, diğer cephelerde ikişer adet olmak üzere; toplam dokuz adet penceresi vardır. Kapısı da güney cephesinin doğu ucundadır.
Pencereler yarım daire şeklinde kemerlerle, kapı sepet kulbu biçiminde bir kemerle donatılmıştır. Güney ve doğu cephelerinde kapı ile pencereler arasında pilasterler (Plaster: Mimaride duvara yapışık sütun şeklinde kullanılan bir inşaat tekniğidir) yerleştirilmiş, cepheler dört adet silmeyle yatay dilimlere ayrılmıştır.
Kapının kemeri üstünde türbenin (1876) Pertevniyal Vâlide Sultan tarafından yenilendiğini gösteren ta‘lik hatla (Ta’lik hat: İslâm hat sanatında, özellikle Farsçanın gereksinimlerini karşılamak için tasarlanmış bir hat türüdür.) kabartma olarak yazılmış iki satırlık mensur kitâbe vardır.
Aynı cephede iki pencere arasında yer alan sülüs hatlı, tarihsiz diğer mensur kitâbenin 1876’dan önceki türbe binasından kaldığı tahmin edilebilir. Doğu cephesinde ortadaki pencerenin üstünde Şeyh Abdülvedûd adını içeren, tarihsiz üçüncü bir kitâbe daha vardır.
Çeşmeden geriye basık kemer biçiminde, istiridye ve kıvrık dal kabartmaları ile süslü, mermerden bir ayna taşı kalmıştır. Üzerinde Şemsicemal Usta’nın adını ve 1906 tarihini veren, istifli sülüsle yazılmıştır.
Rahmetle anıyoruz.
Selam ve dua ile…
Kaynaklar: İslam Ansiklopedisi, Evliyâlar