Mukasddes Eyüpsultan semti nasıl kuruldu?

Eyyûb-i Ensârî Hazretleri'nin Konstantinopolis'de yeri ve önemi neydi?

Merhabalar Eyüpsultan haber okurları...

 

Eyyûb-i Ensârî Hazretleri'nin Konstantinopolis'de yeri ve önemi neydi?

Mukasddes Eyüpsultan semti nasıl kuruldu?

2.Bölüm

 

Eyüpsultan Külliyesini iki taraftan kuşatacak biçiminde toplamıştı.

Buralarda XIX. yüzyılda III.Mustafa'nın ve I.Abdülhamid'in kızları Şah Sultan, Hatice Sultan, Hibetullah Sultan, Beyhan Sultan ve Esmâ Sultan'ın daha sonra yerlerine Feshâne, Dakikhâne ve İplikhâne'nin yapıldığı yalıları bulunuyordu.

Eyüpsultan semti sık servili, gölgeli tepelerine sırtını dayamış Haliç'in bu uç noktasına itibar eden hânedan kadınlarının, buraya, kutsî havasından istifade etmek amacıyla daha çok hastalıkları, nekahet devreleri ve yaşlılıkları sırasında geldikleri anlaşılmaktadır.

Aslında hânedan kadınları ömürlerini Boğaziçi sahilsaraylarında geçirip kendi sağlık meseleleri dışında ancak hânedanın düğün, doğum, ölüm törenleri sebebiyle ve kısa süreler için Eyüpsultan yalılarına taşınıyorlardı.

 

Ebû Eyyûb el-Ensârî hem şehrin koruyucu evliyası olmuş, hem de türbesi resmî tören ve ziyaretler sebebiyle hânedanın meşruiyetinin ve devamlılığının simgesi haline gelmişti. Sancak-ı şerif, 1730 yılında isyancıların eline geçmemesi için Topkapı Sarayı'ndaki Hırka-i Saâdet Dairesi'ne taşınıncaya kadar uzun süre Eyüp Sultan Türbesi'nde muhafaza edilmişti.

Padişahların saltanatı, cülûs sonrası kılıç kuşanma törenleriyle meşruiyet kazanmaktaydı.

Padişahlar ayrıca kılıç kuşanma töreni sonrasında devlet erkânı ile birlikte Eyüpdultan'dan başlayarak İstanbul tepelerinde yer alan, gazâ malıyla inşa edilmiş Selâtin camilerine bağlı ecdat türbelerini ziyaret ediyor, böylece hânedanın şerefli geçmişini ve devamlılığını halkın gözleri önüne seriyorlardı.

 

Mimari Eserler.

Osmanlılar'ın İstanbul'da yaptırdığı ilk mimari kompleks olan Eyüp Sultan Külliyesi'nin çevresi, devlet ricâliyle halk kitlelerinin Ebû Eyyûb'un şefaatini kazanmak için burayı son istirahatgâh olarak seçmeye başlamaları üzerine kısa sürede gelişmiş ve semtteki kutsî ve mânevî havayı daha da yoğunlaştıran kendine has bir mimari karaktere bürünmüştür.

Fetihten sonra, bugün birer tarihî belge ve sanat eseri niteliği taşıyan devlet erkânı türbelerinden başka tepenin yamacında da yavaş yavaş halka ait mezarlıklar oluşmaya başladı.

Bugün Eyüpsultan İstanbul'un ve Mekke, Medine, Kudüs'ten sonra İslâm âleminin en büyük nekropolüdür; âbidevî türbe, küçük hazîre, açık türbe gibi çeşitli mezar yapılarıyla ve cami, mescid, tekke, medrese, mektep, namazgâh, kütüphane, imaret, hamam, çeşme, sebil gibi her biri ayrı bir çalışma konusu olacak dinî ve sosyal tesisleriyle aynı zamanda bir mimarlık müzesine dönüşmüş durumdadır.

 

Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin türbesiyle birlikte, İstanbul kuşatmalarında şehid düşen başka sahâbîlerin mezarları da büyük önem taşımaktadır.

Hz. Peygamber'in Kostantiniye'yi fethedecek kumandanı ve orduyu öven hadisinin yönlendirmesiyle buraya gelen İslâm ordularına katılmış sahâbîlerin şehir önlerinde şehid düşmeleri, Osmanlılar döneminde bunlara ait kabirlerin tesbit edilip yapılması geleneğini ortaya çıkarmıştır.

Özellikle II. Mahmud devrinde bütün sahâbî mezarları bulunarak yapılmış, eskiden beri bilinenler de onarılmıştır. Ancak bu dönemde kabirleri yapılan sahâbîlerin hayat hikâyelerini nakleden güvenilir kaynaklar bunların çoğunun burada gömülü olduğunu teyit etmemektedir.

 

Eyüpsultan en önemli mimari âbideler Eyüp Sultan Camii ve Türbesi ile (ilk yapı 1458, son yapı 1798-1800) her ikisi de XVIII. yüzyıl sonuna ait olan Mihrişah Vâlide Sultan ve Şah Sultan külliyeleridir.

Başta Mimar Kemâleddin'in 1911-1912'de yaptığı, sur dışındaki tek padişah kabrini teşkil eden Mehmed Reşad Türbesi ile birçok hânedan mensubunun ve Sokullu Mehmed Paşa, Pertev Paşa, Lala Mustafa Paşa, Ferhad Paşa, Câfer Paşa, Güzel Siyavuş Paşa, Kaptan Mustafa Paşa, Mîrimîran Mehmed Paşa, Feridun Ahmed Bey, Nakkaş Hasan Paşa, Hüsrev Paşa, Celâlzâde Mustafa Çelebi, Ebüssuûd Efendi, Hoca Sâdeddin Efendi ve Karaçelebizâde Mehmed Efendi gibi devlet ricâlinin türbeleri semte çok özel bir karakter kazandırmakta ve burayı aynı zamanda sosyal tarih açısından önemli bir belge hazînesi durumuna getirmektedir.

 

Mimari özelliklerini büyük ölçüde kaybetmiş olmalarına rağmen Eyüpsultan atmosferini oluşturan cami ve mescid külliyeleri arasında Fâtih Sultan Mehmed devrine atfedilen yapılarla klasik dönem eserleri önde gelmektedir.

Bu döneme ait oldukları kabul edilen eserler şunlardır: Alibeyköy merkezinde Alibeyköy Mescidi, adını verdiği sokak üzerinde Arpacı (Arpacıbaşı) Hayreddin Mescidi, Eskiyeni caddesi üzerinde Kasım Çavuş Mescidi, Zekâidede sokağında Sofu Ali Çavuş adıyla da anılan Sofular Mescidi, kendi adıyla anılan mahallede Ülice Baba (Evlice Baba, Uluca Baba) Mescidi. Aşağıdaki yapılar ise klasik döneme aittir: İdrisköşkü civarında Zeyneb Hatun Mescidi (1520 ); Zalpaşa (Zalmahmutpaşa) caddesi üzerinde Kızıl Mescid (1531)  Feshâne caddesi üzerinde Demirciler Mescidi (1545); aynı adı taşıyan sokak ve cadde üzerinde Baba Haydar Camii (1550) Çömlekçiler civarında Zalpaşa caddesiyle adını verdiği sokak üzerinde Silâhî Mehmed Bey Camii (1551)Silâhşor Mehmed Bey, Sürahi Mescidi adlarıyla da anılır.

Otakçılar'da Aşçıbaşı Mehmed Ağa Mescidi (1553) Vezirtekkesi caddesi civarında Servi Mahallesi Mescidi veya Hoca Sâdeddin Efendi Mescidi (1590 ) Düğmeciler caddesinde Dökmeciler Camii (1590) yanlış olarak Düğmeciler Camii de denilmektedir); Otakçılar semti Fethi Çelebi mahallesinde Otakçılar, Fethi Çelebi ya da Gazanfer Ağa Camii (1599), Abdurrahman Şeref Bey caddesi üzerinde Takkeci ve Arakiyeci Camii (1616); Yûsufmuhlispaşa sokağında Bâlî Hoca Mescidi (XVII. yüzyıl başı);

Eyüpsultan İskelesi civarında Büyük İskele Camii (XVII) bânisi Hacı Mahmud Ağa'nın ve zaman içinde camiyi yenileyen Cevrî Kalfa ve Kaptan Hasan Hüsnü Paşa'nın adlarıyla da anılır); aslı II. Mehmed devrine ait olup 1711'de yeniden inşa ettiren IV. Mehmed'in kızı Hatice Sultan'dan dolayı Sultan Camii adıyla da bilinen Yâvedûd caddesi üzerindeki Yâvedûd veya Abdülvedûd Camii.

 

Mimar Sinan'ın bütün eserleri içinde en yoğun biçimde bir araya toplanmış olan mescid, türbe ve tekke gibi yapıları ise Eyüpsultan çok özel bir kimlik kazanmasını sağlamıştır.

Klasik Osmanlı mimarisinin tipik örnekleri olan bu yapılar arasında Otakçılar civarında Nakşî Emîr Buhârî Tekkesi Camii (1525-1530) ve Hamamı; Defterdar caddesinde Defterdar Mahmud Çelebi Camii (948/1541); Nişancılar caddesi üzerinde Nişancılar veya Nişancı Mustafa Paşa Camii (1543) ve Hamamı; yine Nişancılar'da Müzevvir (Süleyman Subaşı, Münzevî, Karcı Süleyman) Mescidi (1545); Bahariye'de Şah Sultan Camii (963/1555) ve Tekkesi; Nişancılar'da Dâvud Ağa (Kapıağası) Mescidi (962/1554); eski Kurukavak caddesi üzerinde Ali Paşa (Cedîd Ali Paşa, Semiz Ali Paşa, Kurukavak) Camii (1561-1565); Defterdar ve Zalpaşa caddeleri arasında Zal Mahmud Paşa Külliyesi (1580); Düğmecibaşı Mescidi; Sokullu Külliyesi (976/1568); Sokullu Mehmed Paşa'nın çocuklarına (İbrâhimhanzâdeler) ait türbe; Semiz Ali Paşa Türbesi; Dukakinzâde Mehmed Paşa Türbesi; Lala Hüseyin Paşa Türbesi; Pertev Paşa Türbesi; Siyavuş Paşa Türbesi (1582); Siyavuş Paşa'nın çocuklarına ait türbe; Dere Hamamı ve Türbe Hamamı sayılmaktadır. Mimar Sinan'ın Eyüpsultan Semiz Ali Paşa için iki de saray inşa ettiği bilinmektedir.

 

Mimar Sinan yapısı mescidler dışında bugün Kalenderhâne caddesi üzerinde bulunan Abdülkadir Efendi Mescidi ile (1538) hemen yakınındaki aslında bir dârülkurrâ olan Saçlı Abdülkadir Efendi Mescidi (1585-1590), klasik dönem özelliklerini kısmen yansıtan birer yapı olarak ayakta durmaktadır.

Yine iyi korunmuş klasik dönem eserleri içinde Çömlekçiler civarında, Zalpaşa caddesiyle adını verdiği sokak üzerinde bulunan Cezerî Kasım Paşa Camii (1515) sayılabilir.

Geç dönem yapıları arasında ise Haydarbaba caddesi üzerindeki Beşir Ağa Medresesi Mescidi adıyla da anılan Dârülhadis Medresesi Mescidi (1734) ve Mimar Kemâleddin tarafından inşa edilen Sultan Mehmed Reşad Mektebi Mescidi (1910-1911) yapıldıkları devirlerin özelliklerini koruyabilmişlerdir.

Eyüpsultan'da bugün yıkılmış bulunan mescid ve camilerden bir kısmını tarihî kaynaklardan tesbit etmek mümkün olmaktadır: Balçık İskelesi'nde Sa'dî Balçık Tekkesi Mescidi  Otakçılar'da Çayırbaşı Mescidi (II. Mehmed devri ); Babahaydar semtinde Dede Mescidi (Dere Mescidi; III. Murad devri (1574-1595 ); adını verdiği cadde üzerinde Defterdar Mescidi veya Kara Süleyman Camii de denilen Tahta Minare Camii (II. Bayezid devri; Tahta Minare Mescidi adıyla bilinen XVII. yüzyıl yapısı bir başka mescid de Düğmeciler mahallesinde idi, hazîresi olan bu mâbed Tımışvar Tekkesi Mescidi olarak da tanınırdı); Fethi Çelebi mahallesinde Mehmed Bey Mescidi (II. Mehmed devri; daha sonra Sa'diyye ya da Cerrâhî Tekkesi olmuştur); Düğmeciler caddesi üzerinde Nakşî Mûsâ Çavuş Mescidi (XVI. yüzyıl; karşısında tekke ve hazîresi vardır); Otakçılar'da Yanık Minare Mescidi (II. Mehmed devri; Alaca Tekke, Sıraserviler Tekkesi ve III. Osman tarafından yeniden yaptırıldığı için Sultan Osman Tekkesi Mescidi adlarıyla da anılır); Yenimahalle'de Hacı Hüsrev Mescidi (Ümmühan Hatun Mescidi; XVII. yüzyıl sonu).

 

Yukarıdaki cami ve mescidlerden başka Eyüpsultan semtinde  çok sayıda tekke camisi de bulunmaktadır: İslâmbey caddesi üzerinde İslâm Bey Camii (1521, daha sonra Bedevî Âsitânesi olmuştur); Fethi Çelebi mahallesinde Hirâmî Ahmed Paşa Mescidi veya Şeyh Cemâleddin Tekkesi adıyla da anılan Savaklar Mescidi Tekkesi (1595-1602); Nişancı Mustafa Paşa caddesinde Nakşî Şeyh Murad Efendi Tekkesi Mescidi (XVII. yüzyıl); İdris Köşkü civarında Hoca Hüsam, Selim Efendi ve Hatuniye Tekkesi adlarıyla da bilinen Ahmed Dede Mescidi (1732); İdrisköşkü caddesi üzerinde Nakşî Murtaza Efendi (Kâşgarî) Tekkesi Camii (1745); Fethi Çelebi caddesi üzerinde Nakşî Mustafa Paşa Tekkesi Camii (1753-1765); Düğmeciler caddesi üzerinde Hacı Ali Tekkesi Mescidi (1770); Nakşî Şeyhülislâm Tekkesi Mescidi (XVIII. yüzyıl) ve Vezirtekkesi caddesi üzerinde Nakşî İzzet Paşa (Vezirtekkesi) Mescidi (1800).

 

Eyüpsultan'ın en karakteristik yapıları arasında tekkeler de bulunmaktadır.

Ancak daha çok geç dönem mimari özelliklerini yansıtan bu yapılardan pek azı günümüze gelebilmiştir. Bugün mevcut olanlar arasında Zalpaşa caddesi üzerindeki Afife Hatun Tekkesi'nin (1844) yalnız semâhânesi ayaktadır. Kalenderhâne caddesi üzerindeki Câfer Paşa Tekkesi (XVI. yüzyıl) restore edilmiş durumdadır. Savaklar caddesi üzerinde bulunan ve Vâlide Sultan veya Kuyubaşı adlarıyla da bilinen Emin Baba Tekkesi (1867) sağlam vaziyettedir. Bu tekke Nakşî dergâhı olarak kaydedilmişse de XIX. yüzyıl sonunda burada Bektaşî törenlerinin yapıldığı sanılmaktadır.

Kalenderhâne caddesi üzerindeki Kalenderhâne Tekkesi (1743 Özbekler Tekkesi Mescidi ve La'lîzâde Abdülbâki Efendi Tekkesi adlarıyla da bilinir) bugün kısmen ayaktadır; tekke bir Nakşibendî dergâhıydı.

Nazır Ağa Çeşmesi sokağında bulunan Nakşibendî Rifâî Selâmî Tekkesi'nin (1798) semâhânesi, derviş evi, mutfağı, su haznesi ve hazîresi durmaktadır. Nişancı Mustafa Paşa mahallesinde Cerrâhî Sertarikzâde Tekkesi (Sertarik Camcı Tekkesi adıyla da anılır; XVIII. yüzyıl başı) harap durumdadır.

Düğmeciler mahallesinde bulunan Halvetiyye tarikatının Sinâniyye kolunun kurucusu Ümmî Sinan Tekkesi ya da Nasuh Efendi Tekkesi (XVI. yüzyılın ikinci yarısı) 1983 yılında restore edilmiştir.

Eyüp Sultan Camii yakınında yer alan ve önce Halvetiyye, daha sonra Rifâiyye Dergâhı olan Yahyâzâde Tekkesi de (XVI. yüzyıl) Eyüpsultan'da ayakta kalan tekkeler arasındadır.

 

Zamanımıza ulaşmayan tekkeler arasında ise yeri tesbit edilemeyen Kara Mezak Ahmed Ağa Mevlevîhânesi'nin (XVII. yüzyıl) yanı sıra Bahariye'de Bahariye Mevlevîhânesi (1875); Otakçılar civarında Kādirî Çadırcı Tekkesi (1860-1870); İdrisköşkü mevkiinde Balmumcuzâde Râşid Efendi ve İdrisköşkü Tekkesi adlarıyla da anılan (1757-1774) ve ilk önce Halvetî, ardından Nakşî ve daha sonra Kādirîler'e ait olan tekke; yine İdrisköşkü mevkiinde Dolancı Derviş Mehmed Efendi Mevlevîhânesi (1815); Balcı Yokuşu üzerinde Kādirî Haffâf ya da Kavaf Mehmed Efendi Tekkesi (1795-1805); Evlice Baba Mescidi sokağında Kādirî Hâkî Baba Tekkesi (1797); Bostan İskelesi sokağında Nakşibendî ve Hâlidî Hüsrev Paşa Tekkesi (1850); Bülbülyuvası mevkiinde Sa'dî Kantarı Baba Tekkesi İdrisköşkü mevkiinde, İstanbul'un fethinde bulunduğuna inanılan efsanevî bir kahramanın adını taşıyan Bektaşî Karyağdı Tekkesi; Otakçılar'da Kādirî Kolancı Şeyh Emin Efendi Tekkesi (XVIII. yüzyıl sonu); Silâhtarağa caddesi üzerinde önce Bektaşî, sonra Sâdî Dergâhı olan Lâgarî Tekkesi (XVII. yüzyıl sonu); Feshâne caddesi üzerinde Kādirî Molla Çelebi Tekkesi, Debbâğhâne Tekkesi ve Mahmud Efendi Tekkesi diye de bilinen Kādirî Dergâhı sayılabilir. Bunlardan başka Edirnekapı dışında İstanbul'un fethi sırasında II. Mehmed'in otağını kurduğu rivayet edilen Duatepe mevkiinde birbirine çok yakın beş tekke bulunuyordu.

Bunlar, daha önce adı geçen Otakçılar Emîr Buhârî ve Emin Baba tekkeleriyle Paşmakçı Tekkesi, Mustafa Paşa Tekkesi ve Sertekke idi.

 

Eyüpsultan'da camii, mescid ve tekkeler dışında çok sayıda medrese, mektep, kütüphane gibi eğitim kurumları ile han, imaret, hamam, namazgâh, çeşme ve sebil gibi hayır amaçlı yapılar da inşa edilmişti.

Eyüpsultan medreseleri arasında Câmiikebir mahallesinde İbrâhimhanzâde, Silâhî Mehmed Efendi mahallesinde Cezerî Kasım Paşa, Cezerî Kasım Paşa mahallesinde Zal Mahmud Paşa medreseleri ve Baba Haydar mahallesinde Hacı Beşir Ağa Dârülhadisi; kütüphaneler arasında yine Hacı Beşir Ağa'nın buradaki kütüphanesiyle Bostan İskelesi'nde Hüsrev Paşa, Boyacı sokağında Hasan Hüsnü Paşa kütüphaneleri; hanlar arasında Çömlekçiler mahallesinde Hacı Halil Efendi Hanı ile Ayvansaray Kapısı dışında Hacı Hüseyin Efendi Hanı; hamamlar arasında da Otakçılar, Zal Paşa, Eyüpsultan, Bülbülderesi ve Dere hamamları en önemli olanlardır.

 

Cami, mescid ve tekkelerin bir kısmı zamanla ortadan kalkarken Eyüpsultan civarında dinî yapıların inşası XIX. yüzyıl sonunda ve XX. yüzyılda da devam etmiştir.

Bu döneme ait olan camiler arasında Edirnekapı Mezarlığı Mescidi (1900), Edirnekapı Şehitliği Mescidi (1948-1949), Rami'de Topçular Mescidi (1558, yeniden inşası 1974), Hacı Ali Rıza Paşa Camii (1886) ve Tantâvîzâde Camii (1889), Silâhtarağa Elektrik Santrali Camii (1913), Göktürk köyünde Dârüssaâde Ağası Mustafa Ağa Camii (1974), Üçşehitler mevkiinde Üçşehitler Camii (1959) sayılabilir.

 

Eyüpsultan semti İstanbul'un her dönemde en önemli ziyaret yeri olmuştur. Burada medfun bulunanların aileleri, etleri fakirlere dağıtılmak üzere her gün özellikle Ramazan ayında Eyüp Sultan Türbesi'ne kurbanlık koyun gönderir, hatta bundan dolayı Eyüpsultan halkına kurbancı denirdi. Eyüp Sultan Camii ve Türbesi, eskiden olduğu gibi şimdi de her gün ziyaret edilmekte ve bu ziyaretler Ramazan bayramlarında ve diğer kutsal günlerde fevkalâde yoğunlaşmaktadır.

Ayrıca adakta bulunmak ve adaklarını yerine getirmek isteyenler de buraya akın akın gelmeye devam etmektedirler.

Kurbanlar külliye dahilindeki vakıf imaretin salhânesinde kesilmektedir. Sünnet düğünleri öncesinde türbeyi ziyaret geleneği de halen sürmektedir.

XIX. yüzyıl öncesinde İstanbullular'ı buraya cezbeden çevrenin bir mesire yeri olma özelliği ise günümüzde artık söz konusu değildir. Halbuki XIX. yüzyıl ortalarına kadar Eyüp mezarlıklarının arkasında suyu makbul çeşmeler ve türlü meyve bahçeleri, bostanlar, çiçek tarlaları, çemenzarlar ve ağaçlıklar yer alıyor, özellikle bayramların üçüncü günü gerek ileri gelenlerden gerekse halktan birçok kimse buralara hücum ediyordu.

Eyüpsultan Gümüşsuyu'nun bulunduğu vadi etrafındaki tepeler de tarlalar halinde olan çiçek bahçeleriyle bir başka ünlü mesire yeriydi.

Burada yetiştirilen çiçekler her cuma Eyüpsultan semtinin  Oyuncakçılar Çarşısı'nda kurulan çiçek pazarında satılırdı.

Ayrıca Bahariye kıyı şeridinin hemen karşısında oluşan adacıklar da (Bahariye adaları, Deniz Hamamı mesiresi) yine XIX. yüzyılın gözden uzak buluşma ve zaman geçirmek için idael bir semti.

XVII. yüzyıl kaynaklarında burada iri tekir ve kayabalıklarının avlandığı, karides tutulduğu bilinmektedir.

Bugün ise Eyüpsultan Haliç'in bitimine hâkim bir noktadaki Karyağdıbayırı'nın üstünde yer alan ve bütün Haliç'i, İstanbul'u ve Galata'yı gören, 1880'lerde Pierre Loti'nin meşhur ettiği kendi adını taşıyan kahvehanesi sebebiyle ziyarete gidilir.

 

Selam ve dua ile ...

Meral Y.Gemici

 

Kaynak;Türkiye Diyanet Vakfı

İslam Ansiklopedisi

Eyüpsultan Eyüp eyüpsultan türbesi Eyüp cami Meral Y.Gemici